Florin, halojenler grubundan bir iz elementtir. Doğada, bileşik formu olan, florid şeklinde bulunur. Tüm elementler içinde, elektronegativitesi ve reaktivitesi en fazla olan elementtir. Florin, diğer halojenlerden farklı olarak, tek değerli (monovalent)dir. Flor, çinko, iyot, manganez, bakır, brom, arsenik ve demir gibi, insan metabolizması için gerekli iz elementler arasında gösterilmektedir. Gelişmiş ülkelerde, içme sularına flor katılmasının, etkili, güvenli ve ekonomik bir çürük önleyici yöntem olduğu kabul görmüştür. Florun, insan organizması üzerindeki biyolojik etkilerinin anlaşılabilmesi için, metabolizmasının tam olarak bilinmesi gerekmektedir. Genel olarak, flor metabolizması, emilim, dokulara dağılım, sağlığı bozmayacak düzeyde depolanma (akümülasyon) ve atılım olarak gruplandırılabilir. Florun kalsiyuma yüksek affinitesi nedeniyle, vücuta, en yüksek flor konsantrasyonlarına, dişlerde ve iskelette rastiarm. Vücutta florun yaklaşık %99'u, kalsifiye dokular tarafından tutulmaktadır. Florun diş çürüğünü önleyici etkisini, minenin direncini artırarak, dekalsifiye minenin remineralizasyonunu sağlayarak, karyojenik florayı azaltarak, serbest yüzey enerjisini düşürerek ve glikoliz enzimlerini inhibe ederek gösterdiği bilinmektedir. Florun vücuttan eliminasyonunda, üç ana yol kullanılır. Bunlar, idrar, feçes ve terlemedir. İdrarla atılm, florun vücuttan uzaklaştırılmasında en önemli yoldur. Florun zararlı etkileri, akut ve kronik olarak sınıflandırılabilir. Akut flor toksisitesi, tek seferde yüksek gösterilmesi oluşturdu. İçme suyu ile uygulanan faklı konsantrasyonlarda florun, ratlarda, kalsifik dokular (kemik ve dişler) üzerindeki kronik-kümülatif etkileri ile mide mukozası üzerindeki akut ve kronik-kümülatif etkileri, analitik ve histolojik yöntemler kullanılarak incelendi.


0 ppm (kontrol), 0.5 ppm, 5 ppm, 50 ppm ve 500 ppm F" (NaF olarak) içeren deney solüsyonları, beş farklı gruba ayırılan toplara 50 adet ratta, içme suyu olarak kullanıldı. Deney solüsyonları, ilk dört grupta dört hafta (30 gün) uygulanarak, kemik, diş ve mide mukozası; beşinci grupta ise iki saat uygulanarak, yalnızca mide mukozası, florun muhtemel yan etkileri açısından incelendi.


Stereomikroskopta, 50 ve 250 ppm P (NaF olarak) uygulanan rafların alt kesici dişlerin minelerinde, yaygın, mat beyaz renklenme ve yer yer band tarzında gri renklenmeler gözlendi. SEM incelemelerinde, stereomikroskop bulgularını destekleyen herhangi bir mine yüzeyi bozukluğu tespit edilmedi. Mide mukozasının stereomikroskop incelemeleri, 500 ppm F" (NaF olarak) uygulanan gruba ait midelerin glanduler mukoza bölgesinde, yaygın hiperemi varlığını göstermiştir. Diğer gruplarda, mide mukozası normal görünümlüdür. Işık mikroskopunda, 5, 50 ve 250 ppm F (NaF olarak) uygulanan gruplarda, luminal yüzeyi örten mukus tabakasında kayıp gözlenmiş ve 500 F" (NaF olarak) uygulanan grupta, ek olarak, lokalize erozyon alanlarına rastlanmıştır. Mide mukozasına ait ışık mikroskobu bulguları, stereomikroskop bulgularından daha belirgindir. Flor, mide mukozasında, makroskopik olarak gözlenebilir bir hasar olmaksızın, histolojik yapıda bozulmaya neden olmuştur. Mandibüler kemiğe ait SEM bulguları, 50 ve 250 F" (NaF olarak) uygulanan grupta, furkasyo bölgesinde harabiyet ve kemiğin bütününde osteoskleroz varlığını göstermektedir. Flor konsantrasyon analizi sonuçlarına göre, en yüksek flor konsantrasyonu, süngerimsi kemikte, Grup ll'de (0.5 ppm F"); kprtikal kemikte, Grup makroskopik olarak gözlenebilir bir hasar olmaksızın, histolojik yapıda bozulmaya neden olmuştur. Mandibüler kemiğe ait SEM bulguları, 50 ve 250 F" (NaF olarak) uygulanan grupta, furkasyo bölgesinde harabiyet ve kemiğin bütününde osteoskleroz varlığını göstermektedir. Flor konsantrasyon analizi sonuçlarına göre, en yüksek flor konsantrasyonu, süngerimsi kemikte, Grup ll'de (0.5 ppm F); kortikal kemikte, Grup IH'te (5 ppm F") bulunmuştur. Süngerimsi kemik flor konsantrasyonları, Grup III hariç, tüm deney gruplarında kortikal kemik flor konsantrasyonlarından daha yüksektir. Uygulanan flor dozu toksik düzeylere yaklaştıkça (250 ppm F"), kemik flor konsantrasyonunda, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında belirgin bir düşüş meydana gelmiştir.


Yumuşak ve sert dokularda gözlenen değişimlerin, flor elementine spesifik olduğunun tam olarak ifade edilebilmesi için, flor elementinin, bileşik formunda işaretlenerek gösterilmesinin gerekli olduğu inancındayız. Sistemik flor kullanımına karar verirken, kalsifik dokuların gelişiminide patolojiye neden olmayacak dozların belirlenmesi için, bireysel kan veya idrarda flor analizi gibi pratik tahlil sistemlerinin geliştirimesi yararlı olacaktır. Dişlerin çürüğe dayanıklı kılınması için, flor takviyesine gerek olup olmadığına, bu tür çalışmaların sonuçlarına göre karar verilmesinin gerekli olduğu inancındayız.